9 Şubat 2014 - 20:30
Neden, ‘İslam İnkılabı’ İran’da Zafere Ulaştı?

Allah’ın adıyla Ta ilk insanın yaratılışından beri yeryüzünde, “Hak ve Batıl” savaşı kesilmeden devam ede gelmiştir. Aslında bu savaşın kökeni, Hz Âdem’in yaratılması ile başlayan bir sürece uzanmaktadır. Âdem (a.s) yaratıldığında, Allah meleklere, Âdem’e tazim etmeleri için secde etmelerini emretmişti. Şeytan (İblis) hariç hepsi secdeye kapandılar. Şeytan ise böbürlenerek secde etmekten kaçındı, kendisinin Âdem’den üstün olduğu zannına kapıldı ve Allah’ın emrine karşı çıktı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Artık buradan sonra yeryüzünde kimi zamanlarda, Habil ile Kabil, İbrahim ile Nemrut, Musa ile Firavun, Muhammed (s.a.a) ile Ebu Cehil,  Hüseyin (a.s) ile Yezid arasında cereyan eden “Hak ve Batıl” cephesinin taraflarını oluşturdular. İşte bu şablona bir örnekte, HUMEYNİ (r.a) ile PEHLEVİ’dir… 11 Şubat 1979 yılında zafere ulaşan İran İslam İnkılabının kökleri ve temeli, insanın ilk yaratıldığı günden bu güne devam ede gelen bir ‘kavgaya’ dayanır. İşte bu İnkılap, kıyamete kadar devam ede gelecek o kavganın bu çağımıza bir iz düşümü ve tahakkuk edişidir.Her zaman yeryüzünde, isyanın, tuğyanın, fesat ve kötülüğün kaynağı sembol, simge şahsiyetler olduğu gibi, hakkın, teslimiyetin, adalet ve iyiliğin simge ve sembol şahsiyetleri ola gelmiştir.Habil, adalet ve iyiliğin sembolü, Kabil ise isyan ve kötülüğün sembol şahsiyetleri olmuşlardır. İbrahim, Musa, Muhammed (s.a.a), Hüseyin (a.s) nasıl ki, adalet, hakikat, teslimiyetin Allah’a çağıran sembol şahsiyetleri olmuşlarsa, karşıtları da Şeytan’a çağıran ve Şeytana itaati temsil eden sembol şahsiyetler olmuşlardır.Yani yeryüzünde, “HİZBULLAH İLE HİZBUŞŞEYTAN”ın savaşı hız kesmeden ve ara vermeden varlığını sürdürmüş ve sürdürmeye devam edecektir.İşte İmam Humeyni’de (r.a) böylesi bir sembol şahsiyettir. Nasıl ki, İmam, hakkın, teslimiyetin, adaletin, iyiliğin ve Allah’a çağıran ilahi sesin, Kur’an’da geçen, Allah’ın tarafı, taraftarı olan “Hizbullah’ın” temsilciliğini yapmış ve sembolü olmuşsa,  onun karşıtı olan Şah Rıza Pehlevi ve şahlık rejimi, isyanın, adaletsizliğin, tuğyanın, şer ve kötülüğün kaynağı, şeytanın tarafı olan “Hizbuşşeytan”ın temsilciliğini yapmış ve sembolü olmuştur. İslam toplumunda kimi zaman, öncü şahsiyetler, karizmatik liderler ve âlimler İslami sorumluluk hassasiyetlerden yola çıkarak, İslam’ın hâkim olması için “İttihat-ı İslam” düşüncesi etrafında çeşitli çaba ve girişimlerde bulundular ve mücadele verdiler. Yaşadıkları ülkenin İslami esaslara göre şekillenmesi ve yaşanılması için bedeller ödediler. Fakat hiç birisi başarıya ulaşmadı, ulaşamadı ve istenilen sonucu veremedi.Bu mücadeleyi verenlerin âlim ve öncü şahsiyetlerin emek ve gayretlerini takdir etmekle birlikte, bu başarısızlığın temelinde, o şahısların kendilerinin, yaşadıkları toplum ve sosyolojik yapılarının yanında birçok tarihi, dini, sebepleri olabileceği kuşkusuzdur. İstenilen sonucu verecek, lider şahsiyetin taşıdığı özellik ve vasıflar, toplumun buna uygunluğunun, dini ve siyasi yapısının müsait olması ve o toplumun tarihsel ve düşünsel arka planının bu işin gerçekleşmesine uygun zemin ve parametrelere sahip olması gerçeğini taşımaktadır. İslam toplumunda Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara öğretecek, onlara önderlik edecek, peygamberin yaşadığı muhitte ki siyasi ve içtimai görevini yerine getirecek bir “Alim”in varlığının gerekliğinin farkında değilse bir toplum; o toplumu yönlendirecek ulemanın artık toplumu harekete geçirmesi ve Allah’ın istediği bir sistemi var etmesi imkansız hale gelecektir. Yukarıda ifade ettiğim, her biri, bir başlıkta değerlendirilmesi gereken bu özellikler, İran’da gerçekleşen “İslam İnkılabı”nın oluşum sürecini tarihsel arka planını ve nedenlerini anlatmaktadır aslında bize.AYETULLAH CEVADİ AMULİ’DEN CEVAP!..“Neden, İslam inkılabı İran’da zafere ulaştı?” sorusuna cevap olabilecek bir, hatıratı, anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum.İran’ın medreseleri ile meşhur olmuş Kum şehrinde, 1999 yılında, Kum şehrinin, o zaman dört Cuma imamından biri olan, büyük âlim ve fazıl şahsiyet Ayetullah Cevadi Amuli’nin arkasında bir Cuma namazı kılmıştık. …Cuma namazında, hutbede, bu değerli üstat, Türkiye’de başörtüsü hadiselerinin yaşandığı, henüz 28 Şubat post modern darbesinin etkisinin sıcaklığını koruduğu o günlerde, özelde Türkiye, genelde İslam toplumlarının içinde bulunduğu durum hakkında bir hutbe irad etti. Merve Kavakçı’nın meclisten atılması ile sonuçlanan hicap meselesine İran’dan örnekler verdi.Konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye’de İslami mücadele tarihi bizden de eskidir. Birinci dünya savaşı sonrasında hilafet kaldırılınca, tüm dini müesseseler yasaklandı ve din büyük bir baskı altına alındı. O zaman Türkiye uleması buna itiraz ettiler. Bu uğurda zindanlara düştüler. Kimileri asıldılar ve büyük bedeller ödediler fakat başarıya ulaşamadılar.Mısır’da da hakeza durum aynıdır. Orada İhvan-ı Müslimin bizden önce İslami mücadeleye girişti. Öncü ve birçok âlimlerini kurban verdiler, zindanlara dolduruldular ve işkencelere maruz kaldılar. Liderlerine suikast yapıldı. Hareket çok büyümesine ve halkın desteğini almasına rağmen başarıya ulaşamadı.Bunun başlıca iki ana nedeni vardır.-Birincisi; onların İmam Humeyni gibi bir rehberleri yoktu!!..-İkincisi; onların “KERBELA” gibi bir mektepleri yoktu!!..İşte, İran İslam İnkılabını başarıya ve sonuca ulaştıran bu iki önemli noktadır ki, diğer hareketlerden ayıran ve başarıya ulaştıran en önemli iki unsurdur!!...Bu konuda, İslam İnkılabını ve serencamını bu derece güzel ve yerinde tespit ve ifade eden bu büyük üstadın sözünün üzerine söz söylemeyeceğim. Fakat o zaman İslam İnkılabını anlamaya ve varoluşsal durumu ile ilgili zihnimde devrim yapan bir tanımlama kılavuzuna dönüştüğünü söylemeliyim. Üstadın sözlerinin perçinleyen,  imam Humeyni’nin “ Bizim neyimiz varsa Muharrem’den ve Sefer’dendir.” Sözünü artık daha iyi anlıyoruz… Ve yazımı, İslam İnkılabını gerçekleştiren kadronun dilinden düşürmediği, İnkılabı daha iyi idrak etmemizi ve İmam Humeyni’yi daha iyi anlamamızı sağlayacak, İmam Humeyni’ye (r.a) ait olan, tüm çağlara hitap edebilecek, toplumları harekete geçirebilecek, damarlarına kan, bedenlerine can bahşedecek o muazzam çağrı ile bitirmek istiyorum…“KULLÜ YEVMİN AŞURA, KULLÜ ARZIN KERBELA!!...”Selam  ve dua ile…Sadık Çelik / Sadık Çelik