ABD’de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza bürosuna bağlı Camp East Montana gözaltı merkezinde tutulan Kübalı bir göçmenin ölümünün “cinayet” olarak sınıflandırılması, tesisin açılmasından bu yana yaşanan üçüncü ölümle birlikte insan hakları ihlallerine dair ciddi tartışmaları yeniden alevlendirdi.
ABD, Venezuela'ya yönelik baskı ve tehditlerini Küba, Kolombiya, Meksika, İran ve hatta Grönland'a sıçratan çok cepheli bir stratejiye geçti. Bu yayılmacı politika, direniş eksenini alarma geçirdi.
ABD ordusunun Venezuela’yı işgal ederek Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve Cilia Flores’i kaçırmasının ardından Küba hükümeti, Caracas yönetimine tam desteğini açıkladı.
Havana, ABD'nin Venezüella sularında Skipper tankerine gaspını "deniz korsanlığı ve terörü" diye lanetleyerek emperyalist yağmacılığı ifşa etti; bu ihlal, Latin direnişini ateşlerken Tel Aviv-Washington ittifakını yeni bir bataklığa sürüklüyor.
Reuters’ın edindiği bilgilere göre, Küba yönetimi, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun dışlandığı olası bir senaryoya dair ABD ile gizli temas yürüttü. Bu gelişme, bölgedeki siyasi dengelerde yeni arayışların işareti olarak değerlendiriliyor.
Dışişleri Bakanı Bruno Rodriguez, Washington’ın Caracas’a baskılarını “en sert” şekilde kınadı; amacın Latin Amerika’yı istikrarsızlaştırmak olduğunu ifşa etti. Direniş cephesi, emperyalist oyunu halk dayanışmasıyla gömecek.
ABD Başkanı Trump yönetimi, Soğuk Savaş dönemini anımsatan geniş çaplı bir askeri yığınağı Karayipler’e yönlendirirken, Batı basını bu hamlenin yalnızca Venezuela değil, Küba’yı da hedef aldığı görüşünde.
Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ABD'nin İran'a yönelik yeni yaptırımlarını "keyfi ve yasa dışı" olarak nitelendirerek kınadı. Rodríguez ayrıca, İsrail güçlerinin uluslararası sularda Madleen gemisine müdahalesini ve mürettebatını alıkoymasını Gazze ablukasını kırma çabalarını engelleme girişimi olarak değerlendirdi.